1 Mart 2014 Cumartesi
Reddedilmek...
Değerli küçük varlığınız siz onu kucağınıza aldığınızda birden ağlamaya başlar ve sadece babasının sesi ya da dokunuşuyla sakinleşir.
Gülüp geçersiniz.
Başka bir gün sütünü vermek istersiniz, içmez.
Bir akşam sizin yerinize onu babasının uyutmasını ister.
Canı yandığında sizin teselli dokunuşlarınızı reddeder.
Bu senaryoyu bir kaç defa daha tekrarlayın. O zaman nasıl bir kabusun içine düştüğünüzü anlarsınız.
Çünkü artık reddedilen ebeveyn gibi hissetmeye başladınız. Belli ki bebeğiniz için popüler
olan siz değilsiniz.
Uzmanlar, çocuğunuzun anne ya da babasını tercih etmesinin sebebini bir anlamda onun bağımsızlığını ilan etmesi olarak açıklıyor. Yapışık geçen aylardan sonra bu annesi için kabullenilmesi güç bir durumdur.
Bir çok anne baba bu sıkıntılı yoldan geçer. Ne yazık ki anneler bu konuda daha hassa ve takıntılı olan taraftır.
Peki bu durumla nasıl başa çıkacaksınız... İşte kendinizi iyi hissettirecek bir kaç adım.
1- KABULLENİN.... Hayattaki herşey gibi 'kabulleniş' durumla barışmanın anahtarıdır.
Bu durum büyük bir ihtimalle bir aşama...Geçecek ve daha sonra kıskanan taraf eşiniz olacak.
Bu duruma karşı herhangi bir direniş, bebeğinzi
sizin tutmanız ya da buna zorlamanız, eşinizin odayı terk etmesi ya da
buna benzer herhangi bir strateji durumu daha da kötü yapacak.
Kabullendiğiniz de olayın tadını da çıkarmaya başlayacaksınız.
Unutmayın pek çok anne bebeğin altını babasının değiştirmesini ya da
gece beslemesini yapmasını hayal eder. Siz şanslı olansınız.
2- KONUŞUN.... Bu durum duygularınızı incittiyse bunu konuşmaktan kaçınmayın.
Eşineze ne hissettiğinizi açıklayın. Onu suçlamaktan da kaçının. Çünkü büyük ihtimalle
o da yıpranmış ve yorgun hissediyordur.
Ne yaparsanız yapın aranızda olumsuz duyguların oluşmasına izin vermeyin.
3- YALNIZ OLMADIĞINIZ BİLİN... Nasıl hissederseniz hissedin bilin ki siz ilk değilsiniz.
İkna olmadınız mı? O zaman internette bir arama yapın. Göreceksiniz ki yaşadıklarınıza
benzer yüzlerce hikaye var. Anneler bu konuyla ilgili açık konuşmazlar. Birebir sizin
hissettiklerinizi hissederler ancak utanç ve vicdan azabı onlara engel olur. Bu durumla
ilgili internettin sunduğu kimliksizlik sayesinde duygularını açıklarlar. Eğer bu tarz
hikayeler size kendinizi iyi hissettirecektir. Arkadaşlarınıza açılmayı de deneyin. Onların da
benzer şeyler yaşadığını görünce çok şaşıracaksınız.
4- BUNUN SİZİN SUÇUNUZ OLMADIĞINI BİLİN... Onu zorla beslemediyseniz ya da ona korkunç
birşey yapmadıysanız bu sizin suçunuz değil. Bu bebeğinizin büyümesiyle gelen doğal
bir aşama... Zamanla bu durum geçecek.
5- KENDİNİZE ZAMAN AYIRIN... Duruma boyun eğdiniz. Artık rahatlama vakti. Kendinize zaman ayırın.
Yürüyüşe çıkın, arkadaşlarınızla vakit geçirin. Böylece herkes kazanır.
6- DUYGULARINIZI BELLİ ETMEYİN... Canınızı sıkacak ama eğer bebeğiniz sizden gelecek ilgiye karşı direniyorsa, ne yaparsanız yapın ona incinmiş duygularınızı ifade etmekten kaçının ve
kendinizi geri çekmeyin. Bu çocuğunuzun daha fazla babasına bağlanmasına yol açar (ya da annesine)
Onun yerine her zaman olumlu kalın. Bebeğiniz onun için orda olduğunuzu ve her zaman onu sevdiğinizi bilmesini sağlayın.
7- BİREBİR ZAMAN GEÇİRİN... Birebir zaman geçirmek ikiniz için de iyi bir fikirdir.
Çocuğunuzla sadece sizin yaptığınız yeni etkinlikler yaratın. Pazara gitmek, küçük
yürüyüşler yapın vs...
8- EĞLENCELİ ŞEYLERİ SİZ YAPIN... Eşinizden destek alın. Seçilmiş olarak
bütün eğlenceli şeyleri o yapmasın size mücadele şansı versin.
Reddedilmiş hissetmek çok zordur. Tapılan siz olmadığınız için suçluluk duyabilirsiniz.
Ancak favori seçme durumu çocuklar için oldukça olağandır. Unutmayın bunun daha çok sevilen olmakla ya da daha iyi bir ebeveyn olmakla ilgisi yoktur.
Ve bir itiraf, herşey geçiyor ama kolay olmuyor... Ama geçiyor!
19 Temmuz 2012 Perşembe
Sevimli canavarlar
Noni'nin blogunda görmüştüm bu şirin düğmeleri. Ama bizim buralarda bulabileceğimi düşünmemiştim. Şans eseri hiçbir şeyi beğenmeyince Galeri 77'deki tezgahtar bunları çıkardı önüme. Çok sevindim. Ancak fiyatları yün parası kadar uyarayım.
14 Temmuz 2012 Cumartesi
Sona yaklaşırken...
İnsanın tüm enerjisini bir çırpıda emen güneş, hamilelik günlerimi iyiden
iyiye sıkıntıya soktu.
Hoplaya zıplaya geçen 7 aydan sonra 'çocuk da yaparım kariyer de'
zamanlarımın sonuna geldiğimi hissediyorum.
İşe geri dönüş mutlak...
Ama finale yaklaştığım şu günlerde yataktan kalkmak, sonrasında giyinmek
daha sonrasında işe ulaşmak işkence gibi...
35. haftadayız.
Kan, ter ve gözyaşı...
İşyerinde minik vantilatörüm eksik olmasın, klimanın yetmediği yerde full
time iş başında ancak ev için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
İnsan delicesine karşı çıktığı şeylerin kölesi haline gelebiliyor.
Eve klima taktırmak ve çamaşır kurutma makinesi almak gibi..
Beyaz eşya dükkanları arasında dört döndükten sonra hayatımı
kolaylaştırmasını umduğum bu ikiliye sahibim artık.
32-37 KUTSAL SAYILAR
Doğumdan sonra bebeğimle daha fazla vakit geçirmek için işe devam etme
kararı almıştım.
32'in haftada devlet hastanesinden aldığım raporu işyerime ulaştırdım.
37'inci hafta için de 'İşgörmezlik' raporunu beraberinde veriyorlar.
Bu iki rapor izinlerinizin yanmaması için çok önemli.
Psikolojik midir nedir bilemiyorum ama raporu aldıktan sonra hergün
'acaba artık işe gitmesem mi' diye uyandım.
Dişimi ancak iki hafta kadar sıkabildim. Aynı enerjiyle uyanmadığımı fark
ettiğim birgün kararımı verdi. Pazartesi izne ayırılyorum.
Yani planlanandan iki hafta erken.
Evde kalmak, çalışmaya alışan bünyeler için saç baş yolduran durumlar
ortaya çıkabilir.
Bebek için sabırsızlanmak, sürekli kendini dinlemek de cabası...
Kendimi oyalama planlarım var. Mesala bebek şekerini kendim hazırlamaya
karar verdim.
HASTANELER VE HAMİLELER
Bu arada sıkıcı rapor işlerini hallederken hamileyken ilk defa devlet
hastanesi karmaşasına maruz kaldım.
İşlemler çok uzun sürmedi.
Ancak kalabalık, hastane binasının koşulları ve doktorların tavırları
insanı bezdirmeye yetiyor.
Genç doktorun senli benli konuşmasını bir yana bıraktım, bütün jeli iç
çamaşırım ve elbiseme boca etmesi de ne anlama geliyordu? Oraya giden tüm
hamileler özenli davranılmayı hakediyor.
Ayrıca önce raporu hazırlayıp sonra ultrason muayenesi yapmak da neyin
nesi?
Sağlık sistemimizdeki gariplikler sanırım başka bir yazının konusu.
Sevgiler...
1 Temmuz 2012 Pazar
Beklerken...
Kimliklerime kimlik ekliyorum...
Annesinin biricik kızı,, anneannesinin kraliçesi -dikkatinizi çekerim prensesi değil, kraliçesi... bir ağırlığı var-
İki koca adamın küçük kız kardeşi,, kocasının sümüklüsü, koleksiyoner, blogger, sırdaş, gazeteci.... vs.
Liste uzar gider, boğazımı düğümleyen noktaya gelir: TOPRAK'IN ANNESİ...
'İnsan neden anne baba olmak ister?' diye sormuşum şurada.
Aradan neredeyse iki buçuk yıl geçmiş, cevabı çat diye yapıştırmak isterdim. Ama nafile.. Nedenini, nasılını bıraktım başkoydum bu yola!
Yaklaşık 7 aydır tatlı bir uğraş içindeyim. Hazırlık yaparak oyalanıyorum. Sabırsızlık, telaş, heyecan, endişe, mutluluk, hepsi birarada..
Annemin 'anne olunca görürsün' dediği kadar varmış.
Odası, kıyafetleri, banyosu, şampuanları kremleri herşeyi hazır. Geriye bekleyip görmek kaldı.
23 Mayıs 2012 Çarşamba
Bebek odası
Tabii ki sürekli bebeğini kucağına alacağını anı hayal eder. Karnın büyümesini sabırsızlıkla bekler.
Bebeğinin ilk tekmelerini hissetmek için sürekli kendini dinler. Günleri sayar, haftaları, ayları...
Zamanının çoğunu alınacaklar listesini -ki bir hayli uzun bir listedir- tamamlamaya çalışmakla geçirir.
Tırnak makasından, ıslak mendiline, pişik kreminden şampuanına... Her şey günler öncesinden hazır edilir.
Fikri olanların fikri sorulur. Fikri olmayanlar bol bol konuşur. 'O bunu' dedi, 'şu şunu' dedi derken günler geçer.
En tatlısı minik bebeğinizi büyüteceğiniz odayı hayal etmektir.
Ben şu sıralar bin bir türlü tatlı resimle ilham alıyorum. Bakıyorum... Şöyle mi olsun, böyle mi..
24 Ocak 2010 Pazar
İmdat! Elim bebek kokuyor!


26 Şubat 2009 Perşembe
Buzdolabımdaki 'sevdiklerim' köşesi
Güzel anlarımın çoğu bu resimde.... Sadece benim değil, sevdiceğinkiler de.Sevdiklerimiz gözümüzün önünde, buzdolabının üstünde... Ama ailemiz genişliyor, anılarımız çoğalıyor. Dolayısıyla fotoğraflar her yeri kaplıyor.
Ailemize 1,5 yılda 3 bıcırık katıldı. Hızlarına yetişmek imkansız. Bir bakmışız büyümüşler.
'Sıra size geldi' diyenlere gülüp geçiyor, 'eeee bebek yok mu' diye soranlara burun kıvırıyordum.
Benim yeğenlerim var bir süre daha onlarla yetinebilirim. Hem zaten neden anne-baba olmak isteriz??
Bu soruya yanıt bulamadan telefonum çaldı. Heyecanlı bir ses, 'anne oluyorum mu?' dedi, 'hamileyim mi' dedi. Hatırlamıyorum. Çünkü ben de çok heyecanlanmıştım:)
Şöyle bir silkindim. Öyle alalade biri değil, en yakın arkadaşım, uzakta da olsa yeri doldurulamaz tek sırdaşım, anne olacakmış.
Sarsıldım. Ve tabiki çok mutlu oldum.
Çocukluğunu bildiğiniz birinin çocuğunu görecek olmak, sanki biraz tuhaf!
Demek ki, gerçekten sıra bize gelmiş, ben yeni uyandım. Buzdolabındaki bebiş resimleri çoğalıyor. Sevecek öyle çok çocuk ama o kadar az zaman var kii!






