27 Mayıs 2009 Çarşamba

Heeey taksi!


Taksi en büyük ihtiyacım. Taksiciler ise korkulu rüyam. Bilenler bilir, geçmiş yazılarımda bahsettiğim gibi en büyük kazıklanma olaylarını taksicilerle yaşadım.

İstisnalar kaideyi bozmaz tabii.


Bu sabah yine taksiye binme zorunluluğunu yaşadım. Ne giyineceğimi düşünürken, geç kalmışım.


Caddeden bir taksi çevirdim. Uykulu, hoşnutsuz biraz fazla suratsız....


Güzergahımız şişli-harbiye.. Kıssacık yol işte.


Ama ben bu kıssacık yolda, Şişlinin değişiminden, erkeklerin strateji oyunu merakından, heros ve lost'tan bahsettim, direksiyon sallayan şoföre.. Tabii deli değilim. Sohbeti ben açmadım ve böyle bir sohbet olacağını asla tahmin edemezdim.

Gerçi taksici kardeş aracına biner binmez uyarmıştı beni; 'ben taksici değilim aslında, mimarım' diye.

Alla alla, acıdım ben de heralde işini kaybetti, ondan taksicilik yapıyor diye. Meğerse taksinin sahibiymiş, şoförle sorun olunca, ofiste de çok iş yok nasılsa deyip direksiyon başına geçmiş.


Adam, 'sabahları ofiste oyun oynamaktan beynim pelte oldu' dedi, şaşırdım doğrusu.

Sonra başladı ben Amerika'dayken diye anlatmaya. Ayy hava attı bi de bana, olacak iş değil!