Hamile olduğunu öğrenen pek çok kadın belli başlı şeyler için sabırsızlanmaya başlar.
Tabii ki sürekli bebeğini kucağına alacağını anı hayal eder. Karnın büyümesini sabırsızlıkla bekler.
Bebeğinin ilk tekmelerini hissetmek için sürekli kendini dinler. Günleri sayar, haftaları, ayları...
Zamanının çoğunu alınacaklar listesini -ki bir hayli uzun bir listedir- tamamlamaya çalışmakla geçirir.
Tırnak makasından, ıslak mendiline, pişik kreminden şampuanına... Her şey günler öncesinden hazır edilir.
Fikri olanların fikri sorulur. Fikri olmayanlar bol bol konuşur. 'O bunu' dedi, 'şu şunu' dedi derken günler geçer.
En tatlısı minik bebeğinizi büyüteceğiniz odayı hayal etmektir.
Ben şu sıralar bin bir türlü tatlı resimle ilham alıyorum. Bakıyorum... Şöyle mi olsun, böyle mi..
23 Mayıs 2012 Çarşamba
2 Nisan 2012 Pazartesi
Nasıl doğurdun?
Şu sıralar kedime sormaktan korktuğum en önemli soruyu karşıma çıkan her anneye soruyorum:
Nasıl doğum yaptın?
Malum, neredeyse 20 haftalık bir gebelikten sonra insan yavaş yavaş mutlu sonu düşünmeye başlıyor.
Peki o gün gelip çattığında ben ne yapacağım?
Doktorumla bu konuyu henüz konuşmadım. Cesaret edemedim. Nedense birilerinin beni en doğal yola itmesi, güç vermesine ihtiyacım var.
Ama bu kişi kesinlikle doktor değil, bu deneyimi yaşamış anneler olmalı.
Doğum nasıl olursa olsun kucağınıza alacağınız bebeğiniz sağlıklı olması esastır.
Ancak bu süreci nasıl geçireceğim de önemli sanırım.
Evet, niyetim doğal olan ama kuyruğumu kıstırıp olayı sezaryenle kapatabilirim. Önce kendime sonra size dürüstlük sözüm olsun bu cümle.
‘Beni uyutsunlar ve hiç bir şey duyumsamayayım’ işte geçen yıl ben de hakim olan düşünce buydu. Sanırım işin gerçeğinde kesilmek ve sonra çekeceğim ağrılardan habersiz, naif bir insanmışım.
Aradan çok sular aktı, farklı deneyimler paylaştım, paylaşıyorum ve çok şey okudum.
Annelere sormaya devam ediyorum: Nasıl doğurdun?
Bir kısmı benim gibi yola iyi niyetle çıkmış, her şeyi göze almaya hazır cevval annelerdi.
‘Tabiî ki normal istem ama olmadı… Bebek kanala girmedi, ağrıya dayanamadım ya da doktor ve hastane ekibi beni ameliyata yönlendirdi’ diyenlerdi.
Diğer grup, başarmışlar grubu. Onlar ne yazık ki çoğunluğu oluşturmuyor.
İnternette annelerin paylaşımlarından anladığım kadarıyla normal doğumu tercih edenlerin yardımına epidural koşmuş..
Okuduklarımdan anladığım hiçbir acı sonsuz değil, hiç biri ölümcül değil, yöntem nasıl olursa olsun sonuç mutluluk verici.
Değerlendirmek, karar vermek gerek.
‘Heyy gidi analarımız bizi nasıl doğurmuş’ demekten de alamıyorum tabi kendimi?
Nasıl doğum yaptın?
Malum, neredeyse 20 haftalık bir gebelikten sonra insan yavaş yavaş mutlu sonu düşünmeye başlıyor.
Peki o gün gelip çattığında ben ne yapacağım?
Doktorumla bu konuyu henüz konuşmadım. Cesaret edemedim. Nedense birilerinin beni en doğal yola itmesi, güç vermesine ihtiyacım var.
Ama bu kişi kesinlikle doktor değil, bu deneyimi yaşamış anneler olmalı.
Doğum nasıl olursa olsun kucağınıza alacağınız bebeğiniz sağlıklı olması esastır.
Ancak bu süreci nasıl geçireceğim de önemli sanırım.
Evet, niyetim doğal olan ama kuyruğumu kıstırıp olayı sezaryenle kapatabilirim. Önce kendime sonra size dürüstlük sözüm olsun bu cümle.
‘Beni uyutsunlar ve hiç bir şey duyumsamayayım’ işte geçen yıl ben de hakim olan düşünce buydu. Sanırım işin gerçeğinde kesilmek ve sonra çekeceğim ağrılardan habersiz, naif bir insanmışım.
Aradan çok sular aktı, farklı deneyimler paylaştım, paylaşıyorum ve çok şey okudum.
Annelere sormaya devam ediyorum: Nasıl doğurdun?
Bir kısmı benim gibi yola iyi niyetle çıkmış, her şeyi göze almaya hazır cevval annelerdi.
‘Tabiî ki normal istem ama olmadı… Bebek kanala girmedi, ağrıya dayanamadım ya da doktor ve hastane ekibi beni ameliyata yönlendirdi’ diyenlerdi.
Diğer grup, başarmışlar grubu. Onlar ne yazık ki çoğunluğu oluşturmuyor.
İnternette annelerin paylaşımlarından anladığım kadarıyla normal doğumu tercih edenlerin yardımına epidural koşmuş..
Okuduklarımdan anladığım hiçbir acı sonsuz değil, hiç biri ölümcül değil, yöntem nasıl olursa olsun sonuç mutluluk verici.
Değerlendirmek, karar vermek gerek.
‘Heyy gidi analarımız bizi nasıl doğurmuş’ demekten de alamıyorum tabi kendimi?
26 Mart 2012 Pazartesi
Bana çifte bahar

Bahar geldi derken tam, bugün Pazartesiye yakışır şekilde yağmurla uyandım…
Olsun güneşli bir hafta sonunu, mükemmel bir hafta sonu demekti.
Ve biz gereğini yaptık kendimizi ormana attık.
Doğayla iç içe olmak ve uzun bir yürüyüş anne olamaya hazırlandığım şu günlerde benim gereklerim arasında…
Ama birbirine karışan kokuları ve zamanla her yanı kaplayan dumanı hesaba katmamışım.
Çoğu hamile gibi mangaldan kaçtım… Baharatlı sucuktan bir lokma tattım. Teselliyi kahvaltı için getirilen
Nutella ve sıcacık ekmekte buldum. Kendimle gurur duyduğum tek nokta yaptığımız uzun yürüyüştü. Gerçekten çok iyi geldi.
Kısa günün karı: Hasret kaldığımız güneş, bol oksijen, hareket, güzel sohbetler, trafiksiz dönüş yolu, içimde coşan sevimli kıpırtılar…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




